AKP Analizim ve Halef Meselesi

Washington Enstütüsü’nün yayınladığı Türkiye raporunu inceledim. Bu raporda genel olarak bir analiz yapılıp kişiler tanıtılmış. Erdoğan ve çevresindeki etki faktörlerinin tamamı araştırılıp rapora dahil edilmiş. Daha sonra gelecek ile ilgili öngörüler yazılmış. Bu konuyu biraz daha açmak istiyorum.

Akp’nin geleceği konusunda öngörülerde bulunurken, halef konusunda 3 ismin altı çizilmiş. Bunlar Süleyman Soylu, Berat Albayrak ve Hulusi Akar. Burada dikkatimi çeken bir husus var. Tıpkı geçtiğimiz aylarda yayınlanan Rand Corporation’ın raporu gibi asker kökenli olduğu ve siyasi sicilinin temiz oluşu sebebiyle Hulusi Akar ismine dikkat çekiliyor. Rand Corporation’ın raporunda Amerika Birleşik Devletleri, Akp içerisindeki tek NATO’cu ismin Hulusi Akar olduğu ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Hulusi Akar gibi bir figürle çok iyi anlaşabileceği iddia ediliyordu. Bu raporda böyle bir tavsiye verilmiyor fakat ısrarla Hulusi Akar’ın isminin kullanılması benim için çok ilginç geldi. Çünkü Hulusi Akar’ın halkta olan etkisinin seçim zamanı oya dönüşmesi konusu bana biraz uzak geliyor. Saygı duyulan biri olması ayrı bir şey, halka dokunabilmesi ayrı bir şey. Bu Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa devletleri veya arap devletleri için uygun bir durum olabilir olmasına rağmen Türkiye için bu teori henüz başlangıç aşamasındayken çöker. Türkiye mantığıyla değil duygularıyla hareket eden bir halk olduğu için kendisine dokunmayana ne kadar saygı duysa bile oy vermez. Bunun bir çok örneği var fakat ben Osman Pamukoğlu örneğini verirsem sanırım yeteri kadar anlaşılır olurum. Bugüne kadar pkk terör örgütüne en büyük zararı veren efsane komutanın bugün hem tanınırlığı hemde halk tarafından çok sevilmesi onun oy alamadığı gerçeğini değiştirmiyor.

Gelelim diğer iki isme. Çok fazla kişinin Tayyip Erdoğan’ın bayrağı teslim edeceği kişinin kim olacağı konusunda yorumda bulunurken, Tayyip Erdoğan’ın gönlünde yatan ismin Berat Albayrak olduğu konusunda hemfikir. Bu yüzden kendisini çeşitli görüşmelere götürüp pişmesini sağlıyor olabilir. Ben bu konuda nötrüm çünkü bu durumun arkasında yatan sebebin daha farklı olduğuna inanıyorum. Tayyip Erdoğan yola çıktığı zaman çevresinde olanlar bugün karşısına geçtiler. Hatta bir kısmı ona ihanet dahi etti. Çevresinde tamamen güveneceği pek insan kalmadığı için damadı Berat Albayrak’ı en önemli vazifelerde yanında tutuyor olması, bence en güvendiği kişinin Berat Albayrak olmasından kaynaklanıyor. Tabiki bu durumda koltuğu en güvendiği kişiye teslim etmek istemesi konusunda aynı kapıya çıkıyor fakat yol diğer iddiaya göre tamamen tersten. Her halükarda bu durum Tayyip Erdoğan açısından mantıksal bir fikir değil tamamen duygusal bir arzu.

Süleyman Soylu’ya gelirsek. Muhalefet tarafından, özellikle CHP tarafından sevilmeyen hatta nefret edilen bu ismin gelecekteki halef olma konusu benim düşünceme göre en mantıklı durum. Evet, bazı söylemleri çok sert ve keskin olduğu için çok antipatik geliyor fakat geçmişine baktığımız zaman tam anlamıyla bir görev adamı olduğunu görüyoruz. Kendisine bir hedef belirliyor ve bu yolu hızlı adımlarla çıkıyor. Zaman zaman kendi söylemlerine zıt hareket etse bile seçmen gözünde ilgi çekici bir potansiyeli mevcut. Akp tabanı kendisine büyük bir ilgi duymakta. Aynı şey Akp kadroları için kesinlikle geçerli değil. Çünkü kendisi Akp kadrolarına güvenmediği için bir takım görevlere eski yol arkadaşlarını getiriyor. Tabi bu durum grup içinde grup oluşturduğu için huzursuz olan sayısı bir hayli fazla. Akp’nin tamamen muhafazakar kesime yönelmesi bir süre sonra yetmemeye başlayınca milliyetçiliği ayaklar altına alması ile Hdp ve Kürt seçmenin oyu istendi ve başarısız olunca tam tersi yönde milliyetçi oyları alabilmek amacıyla Süleyman Soylu ve Mhp takviyesi yapıldı. Tam bu noktada Süleyman Soylu’nun bulunduğu konum Akp açısından bir hayli önemli. Hem kadrosunda milliyetçi olduğunu dile getiren Süleyman Soylu yer alıyor hemde Mhp ile temaslarda köprü vazifesi görüyor. Bu durum kendisinin kilit isim olmasına neden olduğu gerçeğini ortaya çıkarıyor. Hatta bunu test etmek için geçtiğimiz günlerde istifa denemesi yapıp hem koltuğunu sağlamlaştırdı hemde Tayyip Erdoğan’a bir mesaj göndermiş oldu.

Bu üç ismin ayrışması durumunda tabandan en fazla oyu kuşkusuz Süleyman Soylu alacaktır. Hatta yakın zamanda Akp kadrolarında ayrılan Ahmet Davutoğlu ve Ali Babacan’ı da dahil edersek, yine Süleyman Soylu’nun alacağı şahsi oyun diğerlerine oranla bir hayli yüksek olacağı kanaatindeyim. Ardından gelen kişinin Ahmet Davutoğlu olacağını düşünüyorum ki bu durum beni gerçekten şaşırtıyor. Çünkü Ben Ahmet Davutoğlu’nun Ali Babacan kadar etki edemeyip, solda sıfır kalacağını düşünürken, o bir şekilde aradan sıyrılıp adından söz ettirmeyi başarabiliyor. Üçüncü sıraya Ali Babacan’ı yazabiliriz. Dördüncü sıraya damat Berat Albayrak ve son sırada Hulusi Akar. Tabi Abdullah Gül ve Bülent Arınç isimleri önemli faktörler. Bu isimlerin işaret edeceği isimler sıralamada artı puan alacaktır kuşkusuz fakat kendilerinin aktif siyasette yer alacağı fikri bana mantıklı gelmiyor. Tabi bu yazdığım sıralama tamamen kendi düşünceme göre şahsi oyları. Akp’nin başına geçmeleri halinde tabiki alt kadroları kontrol etmek gerekli. Süleyman Soylu’nun Akp kadrolarıyla anlaşamadığını söylemiştim. Berat Albayrak’ta ise yönetme kabiliyeti ne durumda kestiremiyorum. Hulusi Akar’ı hiç saymıyorum bile. Gelecek seçime kadar bu durum kimin lehine doğru hareket edecek zaman gösterecek.

Konuyu toplarsak, gerek Rand Corporation gerekse Washington Enstütüsü’nün analizlerini yeterli görmüyorum. Bunun sebebi Türkiye’de işlerin diğer ülkelerden farklı işlediği. Bunun yanına Türkiye’yi anlayamadıklarını da ekleyebiliriz. Analiz edememelerindeki baş sorun bence duygusal hareketin yayın oluşu. Bu durumu, polis maaşlarına zam isteyen polislerin eylemine polis müdahalesi gibi. Mantıkla izah edilemeyecek bir durum. Tabi bu örnek emir komuta sisteminin bir parçası fakat nasıl burada mantığa yer yoksa, seçim zamanı da mantığa pek yer yoktur. Kim duygusal olarak birini kendine yakın hissederse, ona oyunu verir. İşsiz olması, ekonomik tablo, terör sorunu, eğitim sorunu gibi olaylardan bağımsız olarak iktidarı destekleyenler kadar, kendi oy verdiği partisindeki anti demokratik ve tek adam haline rağmen oy veren duygusal muhalifler olduğunu da gözlemliyoruz. Sonuç olarak mevcut siyasi partilere oy verenler, adayın kim olduğuna bakmadan oy verip sonra birbirlerini koyun olmakla suçluyorlar. Bu da mantıkla değil duygusallıkla açıklanabilir.

BERK ŞİMŞEK
24.04.2020