Dövizin artışı dur durak bilmiyor fakat bu artışın getireceği sonuçları idrak edemeyen çok fazla insan var. Öncelikle bu kriz ile 99 krizini bir tutmamak lazım. Birileri 99 krizinden ders almış olacaklar ki, sermayelerini büyük oranda arttırıp krizden fayda sağladılar. Dövizin durdurulamayışındaki bir sebepte budur işte. Öyle sıradan vatandaşın döviz al-sat yapıp kazandığı bin liradan bahsetmiyorum. Onlara bir şey diyemem ki, zaten enflasyondan ve kur artışından kaynaklı biriktirdiği üç kuruşun göz göre göre değer kaybetmemesi için kendince önlem alıyorlar.

Herkes bir şekilde döviz kurunun artışının sebeplerini yazıyor. Kimisi politik yorumlarken kimisi çeşitli şema ve grafiklerle durumu izah etmeye çalışıyor. Aslında ağız alışkanlığından mıdır hep dövizin artmasından bahsediyoruz. Belki vatandaşın cebinde olmadığı için dövizin artışını umursamayışı tam bu sebepten olabilir. Türk Lirası değer kaybediyor dersek durumun ciddiyeti belki daha güzel anlaşılabilir. 126 ülkeden tarım ürününü dövizle alıyoruz ya mesela, döviz 3 lirayken çikita muz 5 liraysa, döviz 6 olunca çikita muz 10 lira olur. Halbuki vatandaşın cebinde döviz yoktu fakat etkilendi. İşte bunu anlatmak mühim meseledir. Hele buna enflasyon oranında zam eklersek ve tüccarın mazotuna gelen zammı, sattığı mala eklemesini de hesaba katarsak, geçen sene 5 liraya yediğin muzu bu sene 13-14 liraya yersin haberin olsun. Rakamlar anlaşılır olsun diye farazi veriyorum. Sonra vay efendim BİM’de perşembe günleri çikita muz 7 lira diye mail atmayın.

Bugün bir gazetenin kağıdı dolarla ithal ediliyor. Mürekkebi, baskı makinesi ve makinenin parçaları dövizle ithal ediliyor. Döviz 3 liradan 6 liraya çıkarsa gazete 2 katına satılsa bile gene kurtarmaz. Taşıması, paketlenmesi falan derken hesap epey tuzlu çıkar. Şimdiki çocuklar bilir mi bilmiyorum ama eskiden yerli malı haftası vardı. Bu dertlerden bir nebze kurtulabilmek için bu yıl 52 kere yerli malı haftası kutlamalıyız. Mesela çevrenizdeki elli yaşını aşmış kadınlara bakın; çoğunun gençliğinden kalma dikiş makinesi vardı. Elbiselerindeki söküğü tamir ederlerdi. Kumaş alıp kendi elbiselerini kendileri dikerlerdi. Bugün hangi genç kız dikiş dikmesini biliyor? En ufak bir yırtık olsa, yama yapmak yerine çöpe atıp yenisini alıyor. Sıkıntı burada başlıyor işte. Dışarı bağımlı hale getiriliyoruz. Koton’da fiyatı 9,90a düşen elbiseyi almak varken günlerce uğraşıp elbise diken olmayacağı için, döviz artınca o elbiseninde fiyatı artacak. Halbuki ihtiyaçlarımızı kendimiz gidersek, Türk Lirası nasıl değer kaybetsin?

Şirketler yemek kartlarıyla ilişkilerine son versin mesela. Çok büyük bir rakam dışarıya komisyon olarak gidiyor. Boykot çözüm değil. Suyun üzerindeki köpüğü gidermek suyun temizlendiği anlamına gelmez. Meselenin köküne gitmek gerek. Sevr anlaşması imzalandıktan sonra ilk olarak haberleşmeye el koydular. Bugün yerli haberleşme operatörümüz kalmadı. Bu sektöre harcanan paralar yabancıya gidiyor.

Çocuğa sokağa çıkma yasağı koyarak derslerini sevdiremezsiniz. Önce dersleri sevdirmeye çalışın, çocuk o durumda zaten sokağa çıkmayacak. Döviz alanları cezalandırmak çözüme çare değil, Türk Lirasını sevdirmek gerekiyor. Bu da yerli üretimle olur, yerli malını desteklemekle olur. Çiftçiyi ithalatçıya ezdiriyorlar. Rakamlarla konuşmak gerekirse; 15 Ağustos 2018’de resmi gezetede yayınlanan bir kararname ile toprak mahsulleri ofisi tarafından yapılacak olan 2 milyon 250 bin tonluk hububat ithalatında gümrük vergisi alınmayacağı duyuruldu. Bu, resmen çiftçiyi ithalatçıya ezdirmek demektir. Bu tabloyu gören döviz tabiki artacaktır. Buğday, arpa, pirinç ve mısırda gümrük vergisi sıfır olacak. Gelde anlat çiftçiye durumu. Bu tabloyu gören kredi derecelendirme kuruluşu Türkiye’nin puanını tabiki düşürecek. Siyasi sebeple puan düşürdü masalına inanıp kızmadan önce sebebini anlamak gerekiyor.

Bu ay alacağın maaşla 100 kilo domates alıyorken, bir ay sonra 80 kilo domates alırsan işte bu dövizin etkisidir. Halbuki cebinde döviz yok diye ilgilenmemiştin dövizin ani yükselişiyle. İşte anlatmak istediğim bu, döviz yükseliyor demek yerine Türk Lirası değer kaybediyor demeliyiz. Paramızın değeri azalıyor. 99 krizi çok kötüydü fakat asgari ücretle 8 tane çeyrek altın alabiliyorduk. Develüasyon oldu, bankalar battı, memleketin yarısı işini kaybetti, şirketler holdingler battı, kaos oldu ama asgari ücretle 8 tane çeyrek
altın alabiliyorduk. Bugün yalnızca 4 tane alabiliyoruz. Asgari ücret diye ne kadar az para veriliyor değil mi? Alım gücümüz kısıtlanıyor. Bugün paramız o kaosu yaşadığımız güne oranla yarı yarıya daha değersiz. Alım gücümüz yarı yarıya az fakat bankalar batmıyor, şirket ve holdingler iflas etmiyor. Tüm bunların sebebi bu acı tabloyu erken görüp döviz stokladıkları için. En önemlisi artık kimse dövizle borçlanmıyor. Peki günün kaybedeni kim? Tabiki sıradan vatandaş. 99 krizinde ne alıyorsan bugün anca yarısını alıyorsun ve bu daha başlangıç. Kışın asıl zamlar gelecek, çünkü bugün tükettiğimiz ürünlerin çoğu depodan geldiği için fiyat çok değişmedi. Yenilerini ithal ederken fiyatı artacak her şeyin. O zaman alım gücü çok daha azalacak. Hükümet ekonomik krizde değiliz ve dövizin artması sorun teşkil etmiyor diyor fakat Almanya’da asgari yevmiye ile bir depo benzin ve 2 kilo kıyma alırsanız hâlâ cebinizde para kalıyor. Türkiye’de günlük yevmiye olan 53,43 lira ile ne alabilirsin? Klasik bir yalan var, bak avrupada benzin 1 euro, 1 euro 6 lira, halbuki bizde benzin 5 lira, yani Türkiye’de benzin pahalı değil avrupadaki en ucuz benzin diyorlardı. İngiltere’de asgari ücret alan biri, bir ay kazandığı ile 1068,83 lt benzin alabiliyor. Türkiye’de yalnızca 233,3 lt alınabiliyor. Döviz yükseliyor ama benim dövizim yok, dövizi olan düşünsün diyen vatandaş bu kez benim arabam yok, arabası olan düşünsün diyor. Kullandığın yoğurt kabı bile plastik be kardeşim. Plastik petrolden yapılır. Kullandığın ne kadar plastik varsa, zam gelecek zam. Zaten aldığın üç kuruş paradan birkaç kuruş biriktirmek istiyorsun, o da döviz ve enflasyona yenik düşüp değersizleşiyor.

Son olarak JP Morgan‘dan bahsetmek istiyorum. Adını hiç duymamış olanlar vardır, fakat kendileri dünyanın en büyük bankalarından birisi. 23 Ağustos 2018 tarihinde bir rapor yayınladı. Türkiye’de haber yapılacak seviyede görülmedi fakat bu rapor bence önemli bir değer arzediyor. 2018 yılı için GSYH büyüme tahminini 3,7’den 3,5’e çekti. 2019 yılı tahminlerini ise 2,8’den 1,1’e indirdi. Bu çok dikkat çekilmesi gereken bir konu. Hani deniyor ya sürekli, bizi uyaran yok diye, hep siyasi sebeplerden dolayı puan kırıyorlar diye. Alakası yok. Sen 126 ülkeden tarım ürünü ithal edeceksin, patatesi yerle bir olmuş haldeyken bile üretim yapabilen Suriye’den fahiş fiyata alacaksın, yerli fabrikan kalmamış, toplu iğne bile üretemeyeceksin, tarım ürünlerini yok pahasına çiftçiden alıp çiftçiyi banka kredileriyle yaşamaya mahkum edeceksin, paran değer kaybedecek, sonra çıkıp bunu siyonistler yaptı lobiler yaptı, büyüyen Türkiye’yi engellemek için puan kırıyorlar dersen yakında sana yalnızca Kadir İnanır, benden söylemesi.

BERK ŞİMŞEK
30.08.2018

Döviz ve Ekonomik Tablo
Etiketlendi:                 

Bir Cevap Yazın