Kıbrıs Meselesi

Yakın geleceğimizi çok etkileyecek olan Kıbrıs meselesi hakkında daha geniş bir kamuoyu oluşturmamız gerekiyor. Kıbrıs ne yazık ki kanlı bir terör silsilesi ardından işgal edilmiş bir halde uzun yıllardır çözüm bekliyor. Bu işgalin temel amacı Türkleri Doğu Akdeniz’de etkisiz kılıp, Mavi Vatan dediğimiz “münhasır ekonomik bölgemizi” yoketmektir. Öncelikle yakın geçmişte yapılmış olan bir takım yaptırımlar ile yakın gelecekte bizi nasıl köşeye sıkıştırmak istendiği hakkında kısaca bir hatırlatma yapmak istiyorum.

Tarihimize baktığımız zaman, kurulmuş olan Türk devletleri her dönem dünyanın en güçlü kara ordularını oluşturmuş ve donanmaya gerekli önem verilmemiştir. Bazı yıllarda donanma kurulmuş fakat bu donanmayı yönetecek deniz subay yetiştiremediğimiz için donanmayı geliştirme çalışmalarımız oldukça küçük çapta kalmıştır. Cumhuriyet kurulduktan sonra deniz kuvvetlerimiz tarihimizde ilk kez büyük bir öneme sahip oldu. Günümüzde deniz kuvvetlerimiz Türk tarihinin en güçlü deniz kuvvetleri konumunda yer alıyor. Yıllardır zırhlılar, kruvazörler, torpido kruvazörleri, muhripler, fırkateynler, korvetler, denizaltılar, deniz sınır karakol gemileri ve hücumbotlar inşaa ediyoruz. Mevcut deniz kuvvetlerimiz dünyanın en güçlü ilk 10 donanması arasında yer alıyor. Deniz subaylarımızın çalışmaları bu gelişmelerde çok önemli bir paya sahip. Fetö; Ergenekon ve Balyoz kumpaslarında denizsubayları bizzat hedef alarak, deniz kuvvetlerinin üst düzey komutanlarının çok büyük bir bölümünün tasfiye olmasına sebep oldu ve bu kumpaslar ne yazık ki deniz kuvvetlerimizin gelişiminde ülkemize çok vakit kaybettirdi. Yinede darbe üzerine darbe yiyen deniz kuvvetlerimiz hâlâ birçok gelişmiş ülkeye kafa tutabilecek büyüklükte gelişmeler kaydetmeye devam ediyor. Bir örnek vermek gerekirse, Amerikan Harpoon füzesi dünya denizciliğinin ana silahıdır. ABD’nin pazarladığı ülkeler ve NATO ülkeleri bu füzeyi satın alıp kullanır. Eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Emekli Oramiral Özden Örnek’in 2004te başlattığı çalışmalar neticesinde, 250km menzilli ve harpoondan daha üstün olan Atmaca fuzesi Roketsan tarafından geliştirildi ve deniz kuvvetlerimiz dünya denizcilik tarihinde önemli bir adım atmış oldu.

Yıllar önce 1950lerde İsrail Akdeniz’de sondaj çalışmalarına başlamış ve yıllarca süren arama çalışmalarından eli boş dönmekte birlikte büyük paralar kaybetmişti. İlk olarak 2009 yılında Hayfa (Haifa) açıklarındaki Tamar parselinde yaklaşık 270 milyar metreküplük doğalgaz rezervi buldu. 2010 yılında gene Hayfa açıklarında Leviathan parselinde 622 milyar metreküp doğalgaz rezervleri buldu. Ardından İsrail, Kıbrıs’ta işgalci bulunan rumlarla bir anlaşma yaparak, Kıbrıs adası ile İsrail’in Tamar parseli arasında kalan Afrodit parselinde 130 milyar metreküp doğalgaz rezervleri buldular. 2015 yılında Mısır kendi açıklarında 850 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulduğunu açıkladı ve Mısır hemen ardından 2018 yılında yeni bir rezerv bulduğunu açıkladı. Filistin bile kendi açıklarında rezerv buldu ama teknolojisi yetmediği için sondaj çalışmasına başlayamadı. Tüm bu gelişmelerin ardından, bölgenin altının doğalgaz rezervi bakımından zengin olduğu ortaya çıkınca Kıbrıs’ta işgalci bulunan rum yönetimi, Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yok sayarak ada çevresindeki 13 parseli sondaj ihalesine çıkararak pazarladı. Bu gelişmelerin öncesinde Yunanistan ve Mısır arasında imzalanan anlaşma neticesinde münhasır ekonomik bölgemizin bir bölümü işgal edilmişti. Geçtiğimiz günlerde Libya ile imzaladığımız anlaşma ile hem münhasır ekonomik bölgemizi işgalden kurtardık hemde bu konuda ne kadar ciddi olduğumuzu dünyaya göstermiş olduk. Hatta geçtiğimiz ay işgalci rumlarla anlaşıp bölgeye gelen İtalyan sondaj gemilerine yaptığımız uyarı sonrasında, geminin bölgeden çıkması ve ardından gelen Libya anlaşması ile gerekli dik duruş sergilemiş, Avrupalı devletlere dişimizi göstermiş olduk. Hatta bir detay vereyim, Fransa cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un son dönemde Türkiye karşıtı açıklamalarının asıl sebebi, işgalci rumlarla yaptığı anlaşmaya rağmen bölgeye girememelerinden kaynaklanıyor. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ise “Biz kimseyle çatışmak, savaşmak istemeyiz ama Kıbrıs etrafındaki gemilerimizi de koruruz” diyerek deniz kuvvetlerimizin kimseden çekincesi olmadığını dile getirdi.

Toparlayacak olursak, işgalci rumların 1571 yılından beri Türk toprağı olan Kıbrıs adası karasularını keyfi olarak pazarlamasına bugün sesimizi daha güçlü çıkarmalıyız. Eğer Kıbrıs tamamen işgal edilirse, batı ve güney sahillerimizden Akdeniz’e hiçbir şekilde çıkmamız söz konusu olmamakla birlikte Karadeniz dışında bir kara suyumuzun kalmayışı anlamına gelir. Kıbrıs işte bu kadar önemlidir. Asla terkedilemez ve terkedilmesi hayal bile edilemez. Tüm bunların yanısıra bölgede yer alan doğalgazda hakkımız olanı almak için Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin dik duruş sergilemesi gerekmektedir. Mustafa Akıncı ne yazık ki içerisinde bulunduğu dalalet sebebiyle düşünce kontrol sistemini kaybetmiş bir piyon gibi savrulmaktadır. 19 Nisan 2020 tarihinde gerçekleşecek olan Kıbrıs Türk Cumhuriyeti cumhurbaşkanlığı seçiminde aziz Kıbrıs halkı bu yanlıştan dönerek, elbet kendilerini en iyi temsil edecek adayı seçecektir.

BERK ŞİMŞEK
11.12.2019