Türkiye’de en ufak bir ekonomik sorun yaşandığı zaman hemen lobiler ve dış mihraklar gündeme getiriliyor. Lobiler ve dış mihraklar tabiki durumdan faydalanıyor fakat buna sebep olan onlar değil. Ekonominin bu denli kötü oluşunun ana unsurlarını işsizlik, zamlar, konkordatolar, üretime dayalı olmayan tüketim, enflasyon, zayıf jeopolitik ilişkiler, ticaret savaşları, iç-dış borç ödemeleri, kredibilite riskimizin yüksek oluşu ve ekonomik denge dinamiklerimizin bozulmasıdır. Liste aslında daha fazla uzar. Tarım ve sanayi reformu yapamayan bir ülke çok kolay bir şekilde ekonomik krize girer. Ekonomik güç ile üretim doğru orantılıdır.

Dış mihraklar konusuna tekrar dönelim. Dünyada kendilerinden başka ülkelerin gelişmesini ve güçlenmesini istemezler. Bunu kendilerine risk olarak görürler. Güçlerinin yettiği kadarıyla müdahale etmeye teşebbüs edebilirler. Bu bütün ülkeler için geçerlidir. Yani dış mihrakların yalnızca Türkiye’nin başına belaymış gibi bir izlenim verilmesi tamamen yalandır. Eğer bir ülkenin ekonomik yapısı kuvvetliyse, ona nasıl müdahale yapılabilir? Avrupa’nın en büyük ekonomisine sahip Almanya’nın güçlenmesini istemeyen dış mihraklar, güçlü Alman ekonomisi karşısında çaresiz kalıyorlar. Aynı şey Amerika Birleşik Devletleri için de geçerli. ABD hem Rusya hemde Çin ile ekonomik savaşa giriyor, İran’a ekonomik yaptırım uygulatmaya çalışıyor. Trump tüm bunları yaparken diğer ülkeler (dış mihraklar) ABD’nin güçlü ekonomisine zarar verebiliyorlar mı? Hayır. Rusya ve Çin’e zarar verebiliyorlar mı? Hayır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ekonomik gücü çok çok zayıf olduğu için Trump’ın bir cümlesine bile dayanamayıp yıkılıyor. Bunun sebebi dış mihraklar değil, kötü ekonomik koşullardır.

Ekonomi bakanımız Berat Albayrak Mckinsey ile çalışmaya karar verdik açıklaması yaptı. Bu Mckinsey denilen danışmanlık şirketi, IMF’nin kardeşidir. Halkımızda IMF’ye bir nefret duyulmakta. Bunun sebebi beceriksiz siyasetçilerin kendi hatalarını IMF’ye atmalarından kaynaklanmakta. IMF, gelişmekte olan ülkelerin kanını emen bir vampir fakat ülkeyi ona mahkum bırakanlarda onların işbirlikçileridir. Bu anlaşma büyük bir hatadır. Geçen ay Çin bankalarından (ICBN) fahiş faiz oranlarıyla 5 milyar dolar borç alan hükümet yeni bir tehlikeyle burun buruna. Her defasında hem geç karar alıyorlar hemde yanlış adım atıyorlar.

Kısaca IMF’den bahsetmek gerekirse; açılımı uluslararası para fonudur. Çok düşük faiz ile kredi verirler. Tek şartları ülke ekonomisinde yetkiye sahip olmak isterler. Vergiler, zamlar ve memur alımları gibi bir çok konuda IMF söz sahibi olur. Verilen IMF kararını hükümet sevsede sevmesede onaylamak zorundadır. Verdikleri kararlar doğrultusunda borcun kapanmasını hedeflerler. 99 krizinde bizim yaşadıklarımızda tam olarak buydu. IMF çok hatalı bir politika ile ekonomiyi daralttı, ardından krediyi keserek bankaları sıkıştırdı. Bunu gören bankalar mevduatı dövize çevirince devalüasyon oldu. Dövizin bu denli artışı sonucunda işyerleri kapandı, vatandaş işsiz kaldı. ABD-Irak savaşında mevcut hükümet ABD’ye destek vermediği için basında haftalarca linç edildi. Hepsi tezgahtı ve Amerikan emperyalizmi planlı olarak ekonomiyi yıkarak hükümeti devirdi.

Toparlayacak olursam; bu dış mihrakların önünü kesmek için ekonominin temelini kuvvetlendirmek gerekir. Oy eksenli göz boyama politikası ile halka şirin gözükeceğim uğruna yalan yanlış işsizlik ve enflasyon oranları açıklamak ve dış mihraklara laf atmakla uğraşmak yerine ayağı yere basan politikalar uygunlanmalıdır. Her şeyden önemlisi dış mihrakların iç işlerimize karışmasını engellemek elzemdir. Bu kapsamda Mckinsey ile anlaşma yapmak, ekonomiyi amerikan emperyalizminin kontrolüne verme anlamına geleceği için, ekonomik gelişme beklemek son derece mantık dışı ve bir o kadar tehlikelidir. Berat Albayrak ve hükümet bu kararından derhal dönmelidir. Ekonominin merkezine dinamit koymak, ekonomiyi güçlendirmek yerine yerle bir eder.

BERK ŞİMŞEK
29.09.2018

McKinsey Meselesi
Etiketlendi:                 

Bir Cevap Yazın