İstanbul’da çekilen yabancı filmlerde genellikle kovalamaca sahneleri yer alırken nedense bu kovalamaca sahneleri bir süre sonra çatılarda devam ediyor. Aynı zamanda bu filmlerde kafasında fes olan dondurmacılar gösterilip algı yaratılmaya çalışılıyor. İstanbul hakkında bilgisi olmayanlar o sahneleri izledikten sonra İstanbul’un sanki suç oranı çok yüksek ve mafya baronları tarafından yönetilen bir şehir olduğunu zannedecekler. Yerli filmlerimiz ne yazık ki dünya çapında çok izlenmediği ve izlenenlerin de İstanbul’da çekilmediği gerçeğini göz önünde bulundurursak, bizim İstanbul’u tanıtmamız ve turist çekmemiz gerçekten zor. The Protector konusuna birazdan geleceğim.

Bizler ne yazık ki kendi şehrimize ve şehrimizin tarihine değer vermiyoruz. İtalya’nın Pisa şehrinde bulunan ünlü Pisa Kulesi 1173 yılında inşa edilmiş. Bu yapı 56 metre yüksekliktedir ve zeminin yumuşak olması sebebiyle yamuktur.Gezmek isterseniz sadece giriş katına 18 Euro para ödersiniz. Piazza del Milacoli isimli meydanda bulunan kuleye motorlu taşıtla yaklaşamazsınız. Bu yapı yanızca çan kulesidir yani işlevsizdir. Bizim Galata Kulemiz 528 yılında fener kulesi olarak inşa edildi. Yani bu Pisa kulesi yapıldığında Galata kulesi 645 yıllık bir tarihi eserdi. Bu sene 1491. senesi olmasına rağmen en ufak bir yamulma olmadan dimdik ayakta durmaktadır.Ayrıca tüm katlarına da çıkabilirsiniz. Hezarfen Ahmet Çelebi 1638 yılında bu kuleden Üsküdar’a uçmuştur. Her açıdan muazzam bir manzarası vardır. Yüksekliği 70 metredir yani Pisa’dan 14 metre uzundur. Galata Kulesi’ne giriş Türklere 10 lira (1,58 Euro), yabancılara 25 liradır (3.96 Euro). Pisa kulesinin sadece ve sadece giriş katına girmenin 18 Euro olduğunu tekrar yazmak istiyorum. Galata Kulesi’nde bulunan restoranda Osmanlı ve Türk mutfağının eşsiz lezzetlerini tadabilirsiniz. Bu kıyaslamayı neden yapıyorum? Yurtdışında birçok yeri gezip gören vatandaşlarımız yazık ki İstanbul’un tarihi memkanlarından bihaberler.

İstanbul dünyanın en eski şehirlerinden birisi. Marmaray yapılırken Üsküdar’daki kazılar tarihi eser çıktığı için sürekli yarım kalıyordu. İşin tuhaf tarafı diğer ülkelerdeki gibi korumaya alınmış haldeki tarihi mekan sayısı ülkemizde çok az. Bir çok eser ne yazık ki tahrip edilmiş ve birçoğu da tahrip edilmeye açık, savunmasız halde beklemekte. Londra’daki surlara dokunmanıza bile izin vermezlerken, İstanbul’da restoranınıza yol açmak için surları kırdırabilirsiniz. Pisa Kulesine bırakın motorlu taşıtları, bisikletle bile yaklaşamazsınız fakat Galata Kulesi’nin bahçesi otoparktır.Güney İngiltere’de yıkılmış 200-300 senelik kale kalıntılarını görmeniz için 12 pound para isterler fakat 1. Justinianus (527-565) tarafından yaptırılan ve dimdik ayakta duran Yerebatan Sarnıcı’na 2.85 pounda girilebilir.

İstanbul yeteri kadar ilgi görmüyor çünkü reklamı yapılmıyor. The Protector Hakan Muhafız isimli dizide İstanbul o kadar güzel sergileniyor ki, izleyenlerde İstanbul’a karşı bir merak uyandırdığına eminim. Dizide yer alan sokaklar ve mekanlar doğal halleriyle izleyiciye sunuluyor. Konusunu seversiniz sevmezsiniz orasını bilemem ama işlediği tarih dokusuyla The Protector benim gönlümü kazandı.

İstanbul dünyanın en çok ziyaret edilen kültür şehri olmayı hakediyor. Rahmetli Yaşar Nuri Öztürk, eski bir Halk Arenası programında dünyadaki cami sayısının 3 katının Türkiye’de mevcut olduğunu söylemişti. Taksim meydanına ve Çamlıca tepesine dev camiler inşa ediliyor. Bırakın tarihi Ayasofya müze olarak kalsın. İznik’te bulunan ilk Ayasofya bile 10 sene önce camiye çevrildi. Bırakın tarihi mekanları doğal haliyle ziyaretçilerine sunalım. Avrupa ülkelerinde olmayan tarihi kültür ülkemizin her karışında mevcut. Yabancı kaynaklarda “ölmeden önce görülmesi gereken 100 tarihi yer” isimli listelerde avrupadaki uyduruk ürünler bile eser diye yayınlanırken Türkiye’den hiçbir tarihi mekanın yer almaması utanç vericidir.

Fransa, İtalya, İngiltere, Avusturya ve İspanya gibi ülkeler kendi tarihleri konusunda abarta abarta övünürlerken, bizim o ülkelerin uyduruk tarihlerinin yanında 7bin yıllık destanlarla dolu şanlı tarihimizle övünmemiz bazı yurttaşlarımız tarafından hoş karşılanmıyor. Bir diğer taraftan yarım yamalak bilinen ve hurafelerle kaplanmış son 300-400 yıllık birkaç estanteneden ibaret tarihle övünen yurttaşlarımızın, bulunduğu bataktan çıkmalarının tek yolu; deli raporlu olup toplumun duygularını sömürerek boğazda yalı alan sahte tarihçiler yerine Halil İnalcık, Turgut Özakman, İlber Ortaylı, Murat Bardakçı ve Sinan Meydan gibi baba tarihçileri okumalarıdır. Dünyanın gelmiş geçmiş en iyi Sümerolog’u Muazzez İlmiye Çığ’a sağlık ve sıhhat dilemeden geçmeyelim. Ulu önderimiz tarihin önemini “Bilelim ki millî benliğini bilmeyen milletler başka milletlere yem olurlar” (Nutuk, 15-20 Ekim 1927) sözüyle dile getirmiştir.

BERK ŞİMŞEK
09.01.2019

galata kulesi
İstanbul ve The Protector
Etiketlendi:                 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

three × 1 =