Cumhur İttifakı ve 2023 Seçimleri

Ben 2023 seçimlerinin önceki seçimlere nazaran daha hareketli ve gergin bir ortamda geçeceğini düşünüyorum. Böyle düşünmemin sebebi, bu kez öncekilere göre daha fazla iktidarı isteyen ismin oluşu ve Recep Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli’nin ilerleyen yaşları sebebiyle öncekiler kadar etkili bir seçim dönemi geçiremeyecek olmaları.

Şimdi bu iddiamı detaylandırmak istiyorum. Sondan başlayalım. Recep Tayyip Erdoğan 67 yaşında ve seçim döneminde 69 yaşında olacak. Devlet Bahçeli 73 yaşında ve seçim döneminde 75 yaşında olacak. Tayyip Erdoğan, belediye başkanı seçildiği günden bugüne kadar en üst mevkilerde aralıksız olarak görev yapmakta. Bu ağır temponun onu yıprattığı her halinden belli oluyor. İlerleyen hastalığı ve kullandığı ilaçlar sebebiyle son dönemde iyice erimiş, metal yorgunluğu vücut hareketlerine yansımış ve konuşurken yaptığı gafların artmış olduğunu görüyoruz. Bu enerjiyle seçmen karşısına çıkması rahmetli Bülent Ecevit’in son dönemlerini hatırlatacağı aşikar. Ekonomik sorunlar, işsizliğin rekor seviyede oluşu, pandeminin kontrol edilemeyişi, dış politikada başarısız ve tutarsız politikalar, son yerel seçimlerde büyükşehirlerin muhalefete kaptırılması da eklenince, Tayyip Erdoğan’ın hanesine eksi puan yazmakta. Ben önümüzdeki seçimlerin Erdoğan’ın son seçimi olacağını düşünüyorum. Benzer ifadeleri Devlet Bahçeli içinde kullanabilirim.

Tayyip Erdoğan’ın sağlık sorunları ve metal yorgunluğu AKP içerisinde pozisyon alma savaşına dönüştüğünü düşünüyorum. Burada iki farklı senaryo ortaya çıkıyor. Birincisi seçimlerde hezimete uğramış bir AKP senaryosu. Erdoğan cumhurbaşkanlığını kaybetmiş, partisi de meclis çoğunluğunu alamamış, ana muhalefet dahi olamamış bir seviyede olması halinde büyük ihtimalle Erdoğan siyaseti bıraktığını açıklar fakat gölgesiyle dışarıdan partiyi kontrol etmeye çalışır. Tıpkı Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’ne ve Süleyman Demirel’in Doğru Yol Partisi’ne yaptığı gibi başarısız bir girişim olur. İkinci senaryoda ise Erdoğan cumhurbaşkanlığını kaybeder fakat partisi mecliste birinci parti çıkar. Her iki senaryoda da AKP içerisinde bir takım klikler genel başkanlığı elde etmek için birbiriyle savaşmaya başlar ve AKP dağılır. AKP’nin iktidardan düşmesi halinde geçmişte yapılan yolsuzlukların ve bazı verdiği kararların yargıya taşınması sebebiyle çok kritik bir süreçten geçeceği için dağılmadan kalmasına ben ihtimal vermiyorum.

MHP için benzer ifadeler kullanmam çünkü yapı olarak MHP diğer partilere benzemeyen bir yapıya sahip. Genel başkan değişirse, parti içerisindeki tüm isimler genel başkana saygıda kusur etmez ve altını oymaya çalışmaz. AKP gibi siyasi tarihin karanlığına gideceğine ihtimal vermiyorum. En kötü senaryoda bile tıpkı Saadet Partisi gibi mevcut yapısını korumaya devam ederler.

24 Nisan 2020 tarihinde paylaştığım bir makalede Washington Enstütüsü'nün yayınladığı Türkiye raporunu değerlendirmiş ve kendi AKP analizimi yapmıştım. Hatırlatmak gerekirse rapor; Akp'nin geleceği konusunda öngörülerde bulunurken, halef konusunda 3 ismin altı çizilmiş. Bunların Süleyman Soylu, Berat Albayrak ve Hulusi Akar olduğu iddia edilmişti. Bende o günkü şartlarda Hulusi Akar’ın seçmende bir karşılığı olmadığını, seçmen nezdinde bu üç isimden Süleyman Soylu’nun en potansiyelli aday olduğunu belirtmiştim. Bugün aynı tabloya bakınca bazı dengelerin değiştiğini görüyoruz. Berat Albayrak her ne kadar kadrolarıyla çekilmesede, ekonomide yarattığı derin yara ve 128 milyon dolar meselesinin ana kahramanı oluşu seçmen karşısında değerini sıfıra indiriyor. Hiç ihtimal vermediğim Hulusi Akar’ın ise hem parti içerisinde hem de Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde gücünü arttırması, bunun yanında bunca zaman siyasi olarak devlet adamı rolünü üstlenmesi AKP’li seçmenin gözünde değerinin artmasına sebep olmakta. Tabi ki bu benim gözlemlerime dayalı şahsi görüşüm. Erdoğan’ın her geçen gün siyasi olarak erimesi, AKP haleflerinin Erdoğan’ın koltuğuna doğru pozisyon almasına sebep oluyor. Netice itibariyle genel başkanın kim olacağı seçmene değil delegelere sorulacağı için, partide kuvvet dengelerinde kimin ağır geleceği önceden alınan pozisyonlara göre değişecek. Tüm bu değişkenlere rağmen benim AKP içerisinde en fazla potansiyeli olan kişi olarak Süleyman Soylu’yu görme fikrim hâlâ geçerlidir.

Son olarak belirtmek isterim ki, seçimi kaybetmek veya kazanmak zihniyetin değişeceği anlamına gelmez. Ekrem İmamoğlu, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı’nı aldıktan sonra bazı müdürlükler ve iştiraklerin yönetim kurullarında değişiklikler yaptı. Buna rağmen alt kadrolar sabit kaldı. Hatta zaman zaman AKPli isimleri terfi ettirdi. Meclis çoğunluğu da cumhur ittifakında. İşte bu noktadan bakıldığında Ekrem İmamoğlu ve millet ittifakının kontrolü tam olarak ele aldığını söylemek olanaksız. Bu ne zaman değişir? Ekrem beyin bir seçim daha belediye başkanlığını kazanması ve mecliste çoğunluğu elde etmesiyle biraz değişir. Netice itibariyle 30 yıla yakın bir zaman diliminde oluşturulan kadroların 5 sene içerisinde temizlenmesini bekleyemeyiz. İşte benim demek istediğim; AKP’nin 20 sene boyunca devlet yapısında oluşturduğu düzenin değiştirilmesi ve temizlenmesi 5 senede olacak bir şey değil. Ayrıca meclis çoğunluğu ve yargı sistemindeki yapının da nasıl bir kilit olduğunu düşündüğümüzde, AKP gitse bile etkisinin kalkması belki 10 senelik bir süreçte kalkacaktır. Bu düşüncemin çok farklı bir perspektifle tekrar tekrar düşünülüp değerlendirilmesi gerekiyor.

BERK ŞİMŞEK
12.09.2021